27 Eylül 2016

Durum Günlüğü #64: İçerde


Yeni bir dizi başladı. Önce bazı yerlerde adından söz edildiğini duydum. Sonra Youtube'ta "Önerilenler"de karşıma çıktı. Merak ettim ve izlenme paylarına baktım. İlk bölümü üç reyting sınıfında 2., ikinci bölümü  üç reyting sınıfında 1. olmuş.

Ezel, Fatmagül'ün Suçu Ne?, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Kuzey Güney, Karadayı gibi televizyon tarihimizde iz bırakan dizilere imza atan Ay Yapım'ın yeni dizisi İçerde'de Çetin Tekindor, Mustafa Uğurlu, Çağatay Ulusoy ve Aras Bulut İynemli başrollerde yer alıyor. Çetin Tekindor ve Mustafa Uğurlu bu işe yıllarını vermiş ve başarılı oyunculuklarıyla bildiğimiz kişiler. Çağatay Ulusoy'u önceden bazı dizilerde yer yer izlemişimdir ama ilk defa bu kadar uzun seyrettim ve rolüne yakıştırdım. Doğanın içinde yürüyüş yaparken değişik, bir türlü tanımlayamadığın ama seni mutlu eden kokular duyarsın ya Aras Bulut İynemli de benzer bir şey hissettiriyor, farklılığını hoş bir şekilde belli ediyor. Dizi geometrisinde oyuncular kendi başlarına ne kadar iyi olsalar da bir arada bir dengenin olması gerekiyor. İçerde'de bu dengeden rahatlıkla bahsedebiliriz. 

Yönetmenliğini Uluç Bayraktar'ın yaptığı dizinin müziklerini Toygar Işıklı besteliyor. Oyunculuk, müzik, çekim açıları, sahne rengi gibi birçok unsurla "İçerde" bir diziden çok "film" tadı veriyor.

Zamanın olursa bir bakabilirsin. Dizi Show Tv'de, pazartesi akşamları yayınlanıyor. Elbette Youtube'ta "İçerde" kanalından da diziyi takip edebilirsin.

26 Eylül 2016

Durum Günlüğü #63: Kütüphane


Kütüphanede saatlerce zaman harcayabilirim. Kütüphane ne güzel bir yer! Kütüphaneleri seviyorum :)

25 Eylül 2016

Durum Günlüğü #62: Neşet Ertaş


Neşet Ertaş...
Açıkçası onu duymuştum, ama vefatından sonra dinlemeye başladım.

Neşet Ertaş'a "Bozkırın Tezenesi" de derler. Bence onu en güzel anlatan, bir perdelik bir tiyatronun adı: "Neşe Dert Aşk".

Bugün 25 Eylül.
"Maalesef" 4 senedir Neşet Ertaş dinliyorum...


Video şuradan.

Ankara DT yapımı bu oyunu, içeriğini bilmeden, en çok da adını beğendiğim için tercih etmiştim. Bence Neşet Ertaş gibi değerli bir insanı anlatacak bir oyuna verilebilecek en güzel isimlerden biri.

"Neşe'Dert'Aşk", alışılmış tiyatro oyunlarından farklı; hem belgesel tavrını destekleyen görüntüler oyuncuların performansına eşlik ediyor hem de Neşet Ertaş oyunda onu var eden bağlama üzerinden canlı müzikle anılıyor.

"Neşe'Dert'Aşk",  Ankara DT sahnelerinde izlediğim ve aklımda/kalbimde çok yer eden oyunlardan... Eğer Ankara'daysan bu oyunu görmeni öneririm; 2016-2017 sezonunda da Ankara seyircisi ile buluşacak... Eğer Ankara'da değilsen ve Neşet Ertaş dinleyicisiysen belki de şanslı birisindir ve Ankara DT bu oyunla senin şehrine turneye gelir; kim bilir...


Video şuradan.

"Neşe'Dert'Aşk" adlı tiyatro eseri hakkında ayrıntılı bilgi almak için şuradan Ankara Devlet Tiyatrosunun ilgili sayfasına ulaşabilirsin.

Durum Günlüğü #61: Zeki Müren


(Dünün Güncesi)
Farklı olmak fark yaratır. Bugün farklılıklarıyla kazanan pek çok insan var. Ama önemli olan, farklı olmaya çalışırken "maymun" olmamak. Zeki Müren, bence ülkenin gelmiş geçmiş en farklı ve saygıyla anılan sanat insanlarından biri.

Üretemez oluşunun 20. yıl dönümünde Sanat Güneşi'mizi yine "saygıyla" anıyorum.


Video şuradan.

24 Eylül 2016

Durum Günlüğü #60: Hayat Akışı


(Dünün Güncesi)
Kot pantolon giyerek hareket etmekle keten pantolon giyerek hareket etmek fark eder. Spor ayakkabı ile yürümekle botla yürümek fark eder. Dokunmatik telefonda ileti yazmakla tuşlu telefonda ileti yazmak fark eder. Cam bardaktan su içmekle karton bardaktan su içmek fark eder.

Bir süredir alıştığım hayatın akışında değişiklikler var.
Yenisine alışıyorum.

22 Eylül 2016

Durum Günlüğü #59: Akrebin Seyir Defteri


Ne zaman ki akrebin arkadaşı yelkovan ile yaşadıkları ritme alışacağım ve onu anlayacağım, işte o zaman daha mutlu bir adam olacağım... Döndürmeli saatte dolaşıp duran zerreciklerle aram pek iyi değil. Fırtınada sadece benim gözlerime mi kum kaçıyor?

21 Eylül 2016

Durum Günlüğü #58: Topuklu Ayakkabı


Bazı mekânlar için bazı uyarılar yapılır.

Mesela kütüphanelerde yüksek sesle konuşulmaz, yiyecek/içeçecek tüketilmez, telefon "sessiz" durumuna getirilir... Kütüphanede raftan alınan kitap masaya bırakılır... Bu kurallar uzar gider. Çok sayıda kütüphane deneyimleme fırsatım olmasa da gördüklerimde henüz rastlamadığım bir şeyin derhal kural haline getirilmesi gerektiğini düşünüyorum: "Kütüphaneye topuklu ayakkabı giyen insan giremez."

Tak tuk... Tuk tak... Tuk tuk... Tak tak...

Öyle insanlar illa topuklu ayakkabılarıyla kütüphaneyi deneyimlemek istiyorlarsa o zaman onlara topuklu ayakkabı ile kütüphanede yürüme üzerine ders verilmeli. Bu dersten sonra yapılacak sınava katılanlardan "Kütüphanede Topuklu Ayakkabı ile Yürüme" sertifikası alanlar kütüphaneye girebilmeli.

Kütüphanede inşaat şantiyesi gibi dolaşan insanlardan hazzetmiyorum.