8 Haziran 2017

Edebiyat Üzerine #Lakırtılar


Üzerindeki ağaçları tek tek saymaya çalıştığım şu dağ, nerede? Hayal mi görüyorum! Koskoca dağ nasıl kaybolur! Çayın tadını aldığıma göre hâlâ yaşıyorum. Süzgecin ötesine savrulan birkaç çay kırıntısı bardağın içinde döndükçe dönüyor. Dünya'nın dörtte üçü su diyorlar, yanlış, benim dünyam çaydan ibaret. Zaman, aktıkça soğuyor; buzul çağı dudaklarımın ucunda! Başının üstünden kalpler çıkan mavi yaratık yoksa âşık mı? Duvarı delip odamı çalan pencereye inat ediyorum, açmıyorum. Şu dağ, yeşilin bin bir tonunu gösteren şu dağ, nerede? Bir dağ insanı terk edebilir mi? Sıcak, yaz iyiden iyiye geliyor, yoksa kötü mü ediyor? Tabii kötü! Dağlar kirlenecek, azmak kirlenecek, kazlar ve su samurları da kirlenecek! Çello, ruhumu ele geçirmeye çalışıyor; bir ben bir de bilgisayarın soğuk beyaz ışıklar yayan ekranı karşı koymaya çalışıyoruz. Yalnızım! Şu dağ yok bugün. Nerede! Nerede! Nerede! Daktilonun sesini duyuyorum. Belli ki yine romanının başında, zor, kolay beğenmiyor, ince eğirip sık dokuyor, yırtıyor, parçalıyor. Çello ve daktilo tuşları, beynimin içinde, sanki her bir nöronumun sırtına harfler yükleniyor, ağır, çok ağır, yoruluyorum. Müzikçaların "başa sar" tuşu basılı kalmış, yeniden aynı melodi, bu kaçıncı tekrar? Karadeniz'im soğuyor. Neredesin Sid? Gerçi mavi yaratığın gözlüğü yok. Şu dağ, nerede? Hiç kimse şu dağın nerede olduğunu bilmiyor mu?

Makinin üstünde bir kelebek uçacaktı. Şu dağı saran makinin... Şu dağ nerede? Bir kelebeğin yolunu gözlüyorum.
***

Oğuz Atay'ın sekiz öykülük "Korkuyu Beklerken" adlı kitabında ikinci öyküyü okuduktan sonra yukarıdaki satırları yazdım. Tesadüfen karşıma çıkan Apocalyptica, Oğuz Atay'ın aklıma giren cümlelerinin sırrı oldu. Altı üstü gün geceye dönmüştü ve hava karardığı için dağ artık görünmüyordu.

Kitap okumayı seviyorum; çünkü doğrudan beynime etki edebiliyor. Mesela tiyatroyu da çok seviyorum ama onda pek böyle olmuyor. Bazen bazı müziklerde kafamın içinde bir hareketlenme yaşasam da kitap okurken neredeyse her zaman bunu deneyimliyorum. 

"Yazar" denilen birinin harflerden oluşturduğu bütünler tuhaf bir şekilde beyne sızıyor. Elbette herkes iyi yazamıyor. Bazen de yazar iyi olsa bile okurla uyuşamıyor. Böyle olunca aklın önünde kalın duvarlar örülüyor. Biraz da bundan dolayı iyi yazarları aramak gerekiyor. Çünkü iyi yazarlar doğrudan akla hitap edecek kadar özeldirler ve okumayı sevdirirler. Kötü yazarlar ve kitaplar okumaya küstürürler. Bir ara Don Kişot'u okuyordum, o kadar kötü bir çevirisi ve baskısı vardı ki bir süre kendime gelemedim.

Edebiyatın son yıllarda değerini kaybettiğini, iyi kalemlerin ve eserlerin niteliksiz kalabalık arasında yitip gittiğini düşünüyorum. Kültür, sanat ve edebiyat dergisi olduğunu iddia eden yayınlar popüler kültürü paraya çevirmekten başka ne yapıyor ve bunların edebi ağırlıkları ne kadar? (Elbette hepsinden söz etmiyorum.) Televizyonda edebiyatla ilgili kaç program kaldı? Edebiyat programlarını geçtim, diğerlerinin kaçında yazarlar konuk ediliyor? Her tarafımız cıstak cıstak; kitaplar da o hale geldi, parayı bastıranın kitabı çıkıyor. Bağlaç olan de'nin ayrı yazılacağından bihaber öykü yazarları var! Sosyal ağlardan bir sürü şaircik türedi. (Hakikaten bir sürü.) Nazım Hikmet, kolay mı Nazım Hikmet oldu? Açıkçası bunlara bazen ben de niyetleniyorum; ama içime sinmeyen, aklıma yatmayan hiçbir şey bende süreklilik kazanmıyor. (İnanıyorum; bir gün iyi bir yazar olabilirim.)

"Edebî" ve "Ebedi" sözcükleri sıklıkla karıştırılır. İlki "edebiyata ilişkin" anlamına gelir, diğeri "sonsuz" demektir. O zaman şöyle bir dilekte bulunabilirim: "Edebî haliniz ebedî olsun!"


Edebiyat, aklın ve ruhun taç kapısıdır.

18 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Olsun :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  2. Edebiyat bence de biraz değer kaybediyor sanki :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Maalesef...

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  3. Merhaba,
    Ne güzel bir dilek. Bayıldım.

    Sayenizde "ince eleyip sık dokumak" deyiminin daha mantıklısı olan "ince eğirip sık dokumak" olduğunu öğrendim. Teşekkürler.

    Çok haklısınız, kalem tutabilen herkes yazar ya da şair olamaz, olmamalı.

    İyi günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Hoş geldiniz.

      Aslında önce "ince eleyip..." şeklinde yazmıştım ama sonra bu haline karar verdim. Demek ki bu tercih sizi bulacakmış :) Yorumunuz için teşekkürler.

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  4. Hocam, şiir atölyesi açmak istediklerini söylemişti. Fakat kimse katılmak istememiş. Çünkü herkes zaten çok güzel şiir yazdığını düşünüyormuş. Çok enteresan bir milletiz, değil mi? Bu kadar kitap okuma oranı düşük olan bir ülkede herkes yazar. Bir editörle konuşmuştum, diyor ki; Kimse şiir okumuyor. Şiir kitapları çok az satılıyor ama herkes şair. Tıpkı bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuz gibi... Adamın hiçbir bilgisi yok ama her konuda fikri var. Edebiyat dergilerine gelince,
    Çoğu gerçekten değerlendirmek için değil zaten ünlü olan yazarların eserlerini yayımlamak için varlar bence. Öyle yazarlar var ki, hiçbir anlamı olmayan, sadece süslü cümleler yazınca kendilerini mükemmel yazıyor zannediyorlar. Neyse çok konuştum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Cevap vermeye sondan başlayayım. Bir bu kadar daha konuşabilirdiniz! Çünkü faydalanıyorum. Çünkü yeni bir görüş öğreniyorum. Hele bu yorumda olduğu gibi farklı öznelerin de işin içine girmesi çok daha iyi. Teşekkür ederim.

      "Roman" popüler bir tür; "şiir" havalı. Romanda "para" var, şiirde "karizma"... "Adının baş harfi+soyadı" şeklinde bir imzayla süslü laflar saçan tonla şair(!) var. Tuhaf ki bu formül (en azından bana göre) hakikaten de işe yarıyor, yani "adın baş harfi+soyadı" "ad+soyadı"ndan daha çekici duruyor. Sanal dünyanın içinde umarım o hale gelmezsiniz ama yine de önereyim: "Yase!" bir şiir için hiç de fena bir son değil :)

      Dergiler konusu... Ünlü olan yazarlar mı? Yazar bile değil, dizi oyuncusu vb. yazıyor bu yazıları. Ne işleri var? Çünkü o sırada onlar popüler. Bu ay "Yedi Yetmiş" diye bir dergi aldım. (Hiç aldınız mı?) Yazar listesi, baştan itibaren: Zülfü Livaneli*, Fazıl Say*, Sunay Akın, Şermin Çarkacı, Feyza Hepçilingirler, Enver Aysever, Canan Tan, Haydar Ergülen... İlk sekizin kaçı yazar? Epey. Çocuk dergisi ama kadro çok sağlam olduğu için merak edip aldım. Aslında yazarlar dışında da birileri var mutlaka; ama diğerleri popüler kültürün "kahraman"larını göze soktukları için yazarlar pek görünmüyor, bunda yazarları görebiliyorum.

      (*: Söyleşi.)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  5. Şu an bloğunda bulunduğum yazarın, harflerden oluşturduğu bütünler de beyne sızıyor ;) Dileğinize de bütün kalbimle katılıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Demek ki harfleri paylaşıyoruz :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  6. Sanıyorum ki son zamanlarda insanlar, kafa yormayan, saçma sapan kitaplar okumak istiyorlar. Geçenlerde wattpad kitaplarından birinin filmini izledim. Bence saçmalık derecesinde komikti -komik olsun diye çekilmemiş tabii- ama umarım bunun hayalini kurup, yaşamak istemiyorlardır. :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Spora alışık olmayan bir vücudun düzenli ve tempolu yürüyüşlerle beraber ağrı duymasının sebebi nedir? Demek ki fiziksel gelişim böyle başlıyor. Zihinsel gelişim içinse kafanın yorulması lazım. Yoksa "hamburger" olur ki sağlıktan çok zarar getirir.

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  7. Öncelikle yazınıza tamamen katıldığımı belirtmem gerekiyor. Edebiyatın son zamanlarda aldığı hal insanı üzüyor. Şu an sözde edebiyat ürünü olan çöp yığını birkaç seneye unutulacak. Ne diyelim, tüketilip yok olsunlar bir an önce, bu sanatı daha da kirletmesinler.

    Söylemeden geçemeyeceğim. Hatırlarsınız ki Kürk Mantolu Madonna kitabını Madonna'nın hayatını anlatan bir kitap sanan ve kitabı okuduğunu iddia eden magazin programı sunucusu bir kadın birkaç ay önce gündem olmuştu... Edebiyat üzerine program yok, bir de böyle şeyler oluyor, bazen gerçekten nasıl bir yer burası diye düşünmüyor değilim. Yukarıda bir yorumda ne de güzel özetlenmiş: "Adamın hiçbir bilgisi yok ama her konuda fikri var."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Galiba edebiyat ortamında bazı şeyler kolaylaştı ki dergiler ve kitaplar bu kadar çok türemeye başladı. Çokluk genellikle niteliği düşürüyor... "Kürk Mantolu Madonna" konusunu hatırlıyorum. Toplum olarak "Bilmiyorum." diyememe gibi kötü bir alışkanlığımız var. Halbuki bilemeyebiliriz ki bilginin bu kadar çoğalabildiği ve yayılabildiği çağda elbette bilmiyoruz.

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  8. Merhabalar,

    Yaşantımız tercihlerimizi de ele veriyor. Neye ilgi duyuyorsak, neyle meşgul oluyorsak karşımıza onlar çıkıyor. Olgunluğa ve yetkinliğe saygı duyduğumuz takdirde, edebiyat seviyemiz ve sanat etkinliklerimiz daha da artacaktır. Popüler kültürün dayattığı zorlamaya karşın, önümüzdeki örnekler sağlamsa, o sunuların bir sonu olmadan, başlayacak ve bitecektir. Bende Oğuz Atay'ın eserlerini ilk kez okuduğum lise yıllarında sizin sorduğunuz soruları sormuştum kendime. Edebiyatla ilgilendiğim kadarıyla diyebilirim ki sosyal ağlar garip bir kültüre eşlik edip, bilhassa güzel Türkçe'mizi gittikçe daralan kelime dağarcığıyla sekteye uğratırken bile umutluyum.

    Yunus Emre'nin "İlim kendin bilmektir." dizeleri yaşananları çok güzel şekilde özetliyor. Kendini bilmeden, neler yapacağını kestirmeden, yeterli yetkinliğe ulaşmadan 'ben de varım' diye ortaya atlayanlar, sonuçlarına da katlanmak durumundadır.

    Paylaşım için teşekkürler. Güzel günler dileklerimle, sevgiyle ve dostça kalın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Hızlı yaşıyoruz. Hızlı tüketmeye alıştık. Sabırsızız. Eskilerin uzun yıllar sonunda olabildiklerini hemen istiyoruz. Kapağı tasarlanmış boş kitap gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Ama elbette umutlu olmak lazım. Çünkü iyi olan zamansızdır ve yarına kat çıkarken kolonlarımız onlar olacak. Bugünkü pek çok dergi ve kitap kelebek ömürlü; bugün varlar ama yarın hatırlanmayacaklar. "Kendini bilmek..." Kafa denilen kutunun içinden çıkmaması lazım. Sevgiler.

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  9. korkuyu beklerken müthiş kitap yaaa. bak şey de öyle. yeraltından notlar-dostoyevski. benzetiyom iki kitabı birbirine :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Kitapları birbirine benzetecek kadar okumak güzel olmalı :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil

Yorum, paylaşmaktır :)
Merhaba misafirim!