26 Mayıs 2017

Okumak Üzerine #Lakırtılar



Önceki lakırtıyı Sümerler'e teşekkür ederek bitirmiştim; çünkü yazıyı icat etmişlerdi! Elbette insanlık tarihine başka güzellikleri de kazandıran bu toplumu burada uzun uzun anlatmak isterim ve siz de bunu okursunuz... Okursunuz... Okur musunuz? Okumak... Yazıyı icat eden Sümerler aynı zamanda okumayı da icat etmemişler midir? Teşekkürler Sümerler!

Uzun zaman önce... Henüz birinci sınıfta... Harfleri keşfediyor ve onlardan anlamlı bütünler yaratmaya çalışıyordum... Sınıf panosunda bir elma ağacı grafiği vardı; her bir elmanın içinde öğrencilerin isimleri yazılıydı. Öğretmenimiz bizim öğrenme gelişimimize göre bu elmaların içini boyardı. Arkadaşlarım arasında okumayı başta öğrenenlerden biriydim, yani elması ilk kızaranlardandım. Okumayı öğrenmek, hayatımın dönüm noktalarından...

Okumak zor bir eylem; özen ve özveri gerektirir. Akla yönelik bir iştir; çalışan bir beyine ihtiyaç duyulur. Serbest zamanını okumaya ayıran kişilerdenim. Bazen sık, bazen seyrek okumalar yapsam da genel olarak okuduğumu söyleyebilirim. "Hobileriniz nelerdir?" sorusuna verilen basmakalıp cevaplardan "Kitap okumak.", benim için gerçek bir uğraşıdır.

Okunabilecek ne çok şey var! Başta kitaplar olmak üzere dergiler, gazeteler ve kocaman bir dünya olan Genel Ağ(internet) sayfaları... Sanırım gözün en yorulduğu çağdayız! Ama buna rağmen okuma düzeyinin pek iyi bir noktada olduğunu söyleyemeyiz. Neden böyle? Edebiyat öğretmenimden Reşat Nuri Güntekin'in şu sözlerini dinlemiştim: "'Niye kitap okumuyorlar?' demek 'Niye piyano çalmıyorlar?" demek gibidir. Kafayı kitap okumaya alıştırmak parmakları piyano çalmaya alıştırmaktan kolay değildir. Ona göre yetişmek, ona göre hazırlanmak lazım gelir. Okumak, bir kitaptan alınan elemanlarla kendine manevi bir dünya yapmak, onun içinde tek başına yaşayabilmek demektir. Bu, ta çocukluktan başlayan uzun alışkanlıklar ve egzersizler neticesidir." Bu yaklaşımla tanıştıktan sonra "okumak" eylemini daha farklı düşünmeye başladım. 


Bir zamanın çivi yazısının işlendiği taşlara "tablet" denirken bugün ellerimizde taşıdığımız bilgisayarları da aynı isimle anıyoruz. İkisi de bilginin aktarım aracı olarak karşımıza çıkıyor. Dünden bugüne özünde değişmeyen durumların olduğunu görüyoruz. M.Ö. 3200'de yazının icadından beri beş bin iki yüz on yedi sene geçti; hâlâ "yazmak" ve "okumak" eylemini deneyimliyoruz.

Blog çerçevesinde baktığımızda hepimiz birer yazıcıyız; belki yazdıklarımız arkeologların toprak altından çıkardıkları taş tabletler kadar özel olmayacak ama tabletlerden de okunabilen bloglarımız yaşadığımız an için değerli. 

Bu yazının son cümlesine kadar gelerek beni okuduğunuz için teşekkür ederim.

Okumak, icat edilmiş eylemlerden biri.

16 yorum:

  1. Reşat Nuri Güntekin alıntısına tek kelimeyle bayıldım! Ben de son günlerde sürekli iyi ki kitap okuyorum diye düşünüyorum, iyi ki okuyoruz :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Etkileyici, değil mi? Blogundaki paylaşımları göz önünde bulundurunca bu ara epey okuduğunu söyleyebiliriz herhalde... İmreniyorum gerçekten :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  2. Kaleminize sağlık, benzeri bir yazıyı ben yazmıştım onu aklıma getirdi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Blogunuzda arasam o yazıyı bulabilir miyim acaba? Merak ettim.

      Güzel günler dilerim!

      Sil
    2. Evet bloğumda var, yetkin değil ama okunur ölçüde :)

      Sil
    3. Bu haftanın ikinci yarısında mutlaka ziyarete geleceğim :)

      Sil
  3. Reşat nuri o kadar iyi ifade etmiş ki üstüne bir şey söyleyemeyeceğim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Üstüne bir şey söyleyemiyorsan ben de bir "merhaba" demekle yetineyim o zaman :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  4. Ağaç yaş iken eğilir demişler.Belkide okumayı alışkanlık haline getiremediğimiz için bu kadar düşük çıkıyor okuma oranları.Ya da sadece boş zaman geçirme aracı olarak görüldüğünden bu kadar boş okumalarımız.İyi okumalıyız ki hayatımızı anlamlandırabilelim.Ve güzel bir orman oluşturmak için daha fidanken hatta tohumken kitaplarla tanıştırabilmeli.Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Aslında "boş zaman" diye bir şey yok... Belki bunun bilincine varabildiğimizde o "boş zaman"da yapılan kitap okumak gibi etkinlikler de daha değerli hale gelecek. Belki "boş" diyerek boşluyoruz.

      Yorumunuz için teşekkür ederim.

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  5. Çok doğru ve çok güzel yazmışsınız. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. İcat edilmiş bu güzel eylemi hep devam ettirebilmek ümidiyle. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Çok teşekkürler. Bu güzel eylemi bu blog içinde devam ettirdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  6. ayyy hayatta en sevdiğim şey kitap okumak ve reşat nuriyi çok severiim ne de güzel demiş ayrıcaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Kitap okumayı ben de seviyorum ama bir türlü düzenli bir okuyucu olamıyorum, illa bir yerde ritm şaşıyor... Sözü ilk duyduğumda beğenmiştim, gerçi hâlâ beğenirim :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  7. "Okumak" eylemini ne kadar güzel anlamış hocanız. Şimdi kafamda netleşti neden bu kadar az kitap okunduğu:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Belki Reşat Nuri Güntekin iyi anlamıştır ve edebiyat öğretmenim de iyi aktarmıştır. Bazen bazı sözler, "şeyler"i anlamamızı ve kavramamızı kolaylaştırıyor :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil

Yorum, paylaşmaktır :)
Merhaba misafirim!