19 Mayıs 2017

#25 Hafta: İkinci Çentik

Çentik yazılarını "Bu Hafta Neler Yaptım?"dan öteye götürmek istiyorum. Yoksa benim yaptıklarımdan kime ne, değil mi? Yazının içine çeşitli bilgi kırıntıları yaydım; bakalım bulabilecek misiniz?



Önceki hafta bitiremediğim "Günesürgün"ü geçen hafta bitirdim. Bunun yanında Gani Müjde'nin "Nbr Cnm"sini okudum. Charles Bukowski'nin "Bana Aşkını Getir"inine başladım.


Sağlıklı bir vücut için hareket etmemiz gerekiyor. Bunun için günde on bin adım atmayı hedefledim. (Aslında kâğıt üstündeki sayı yedi bin; ama geçen hafta bloga yazarken nedense aklıma on bin olarak gelmiş, olsun, on bin olsun.) Önceki hafta sadece bir kez gördüğüm bu seviyeyi geçen hafta üç kez aştım.


Tiyatro adına hayli zengin bir haftaydı. Pazardan perşembeye beş akşam beş tiyatro oyunu izledim. İlki adıyla da dikkat çeken "Bu Yaşta Hâlâ Saklanarak Sigara İçiyorum"du. İstanbul'dan turne için Muğla'ya gelen Versus Tiyatro'nun sahnelediği oyunda kadınlar ve kadınlık üzerine ciddi değerlendirmeler yapıldı. Rayhana tarafından yazılan ve Olcay Poyraz'ın çevirdiği oyun bir hamamda geçiyor. Hem metniyle hem oyunculuğuyla hem de sahne tasarımıyla beni etkileyen bir oyun oldu. 


İkinci, üçüncü ve dördüncü oyunlar, Muğla'da bir tiyatro topluluğu olan "Hayalhane 2 Oyuncuları" tarafından sahnelendi. Onlardan hemen önce profesyonel bir oyun izlemiş olmam dolayısıyla bu oyunlarda beklentimin altında bir performansla karşılaştım; pek beğenmedim. En azından artık oyunlar hakkında fikrim var. 

Üç oyunun ilki Müjdat Gezen ile Kandemir Konduk'un yazdıkları "Artiz Mektebi" adlı oyundu. Yazarlar duayen, ama oynayanlar genel olarak vasattı. Açıkçası senaryonun da zaman içinde değer kaybettiğini düşünüyorum.


İkinci oyun özellikle Genco Erkal ve Erdal Beşikçioğlu ile anılan "Bir Delinin Hatıra Defteri"ydi. Gogol tarafından yazılan metnin farklı oyun yorumları bulunuyor. Mesela Erdal Beşikçioğlu bunu bir perde ve tek kişi olarak oynarken izlediğim oyun iki perdeydi ve sahnede iki kişi vardı. Önceki gün beklentimin altında bir temsil izlediğim için bugün de öyle olacağına dair düşüncelere sahiptim. Ancak ilk iki sahnede hem erkek hem de kadın oyuncu beni şaşırttı, pürdikkat bir şekilde olanları seyrettim. Üzülerek belirtiyorum ki büyü sadece bu iki sahnede kaldı. Yine de ortada büyük emek vardı; takdir etmemek mümkün değil.


Üçüncü oyun, vatanımızı savunan askerlerle ilgiliydi. "Dönence" isimli oyun tiyatro topluluğundaki biri (Mehmet Topbaş) tarafından yazılmıştı. Bu konuda nasıl bir oyun yazılacağı düşünülse akla ilk gelecek hikâyelerden biriydi. Yani herhangi bir yaratıcılık veya yenilik göremedim; ama ortada parçaların güzel bir bütünü vardı. Topluluğun seyrettiğim üç oyunu içinde öne çıkanı bu oldu.


Haftanın son oyunu Muğla'dan bir tiyatro topluluğu olan "Tiyatro Elektra"nın sahneye koyduğu ve Oktay Arayıcı'nın yazdığı "Rumuz: Goncagül"dü. Pek çok tiyatro topluluğu tarafından oynanan "Rumuz: Goncagül", senaryonun iyi oyunculukla buluşması halinde güzel olabilecek değerde. Seyrettiğim de tam olarak buydu. Oyun sonrasında konuşan yönetmen, oyuncuların ilk tiyatro deneyimi olduğunu belirtti. Eğer hepsi için gerçekten böyleyse ortaya çıkan sonucun gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle oyunun baş rollerinden biri olan İnsaf Hanım'ı bir erkeğin canlandırması zor ama üstesinden gayet iyi gelinen bir durumdu. Bu arkadaş selama çıktığında ayağa kalkarak alkışlamaya devam ettim.

Beş oyunda hem sahnede hem de sahne arkasında tiyatroya gönül veren onlarca insan bulunuyordu. Ben de bir seyirci olarak bu işlerin birer parçasıydım ve iyi ki tiyatro diye bir şey var! Tiyatroya emek veren herkese teşekkür ediyorum.


Geçen hafta ayrıca müzik bağlamında da zamanımı değerlendirdiğim bir hafta oldu. Dönem sonu sınavlarından önce bir gençlik festivali düzenlendi. Oyunların üçü üniversite yerleşkesindeydi ve perde kapandıktan sonra otobüs durağına giderken etkinlik alanından geçiyordum. Böylece iki akşam birkaç parça kadar sahnedekileri dinledim. İlk akşam dinlediğim "The Oz Band" bir Muğla grubu olarak gurur duyacağım nitelikte iş üretiyordu. İkinci akşam Beyza Durmaz'ın konseri vardı. Muhtemelen sesi kayıttan dinliyorduk, zira sahnede herhangi bir müzisyen görünmüyordu. Böyle olunca da işin pek değeri kalmıyor. Festivalin son gününde İlhan Şeşen ve Ali Osman Erbaşı'nın konseri vardı. Başından sonuna dek dinledim. Beraber bir türkü albümü yapmışlar; hem ondan parçalar hem de İlhan Şeşen'in "Neler Oluyor Bize" gibi popüler şarkılarını çaldılar. Bu şarkıyı dinlemeyeli uzun olmuş... (Tık.)


19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun!
Ankara'daki son aylarım... Tarih 19 Mayıs'ı gösteriyor, iki yıl önce... Özel bir gün, Anıtabir'de daha da değerleniyor. 17 yıl aradan sonra ilk kez konser verilecek ve dinleyiciler arasındayım! Önce Gülsin Onay bir piyano dinletisi sunuyor, sonra da Feryal Türkoğlu ve Hakan Aysev sahneye çıkıyor... Harikulade bir gündü! Bu fotoğraf, o günden bir hatıra.

Sanat, ruhun boşluğunu doldurur.

9 yorum:

  1. İyi ki sanat ve sanatçılar var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      İyi ki, iyi ki...

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  2. Dolu dolu bir haftaymış :)

    Bu sene pek çok tiyatro planı kurmuş olmama rağmen pek uygulayamadım. Final haftam geçtikten sonra acısını çıkartırım ama heheh

    İlhan Şeşen'in şarkısını senelerdir dinlemiyordum, tekrar dinlemek güzel oldu :)

    Güzel günler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Bir oyun da (veya farklı bir etkinlik) final haftasına planlanabilir; ruha hareket olur :) Ama sonucu nasıl olur, kestiremiyorum :)

      Uzun zamandır dinlenmeyen bir şarkıyla yeniden karşılaşmak belki eski okul arkadaşınla bir yerde rastlaşmak gibi :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  3. Bunların hepsi bir haftaya sığdı mı? Bazan zaman nasıl genişliyor değil mi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Hem de öyle güzel sığdı ki :) Zamanla iyi geçinmek lazım :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  4. maşallah valla. bukowski okudum o kitabı da sevdiğim yazar zaten. şu bir deliyi izledim ben de ama unuttum galiba genco erkaldandı sanki. onbin adım kaç km oluyor veya kaç saat. yaptığın en iyi şey bu adımlarmış :) diğerleri de güzel tabikide :) tiyatro ne güzel bişi yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Herhalde bu blogda ilk kez bir "maşallah" alıyorum :) Ben ilk kez okumaya başladım, iyi gidiyor. Kaç km veya kaç saate karşılık geldiğini bilmiyorum; genel olarak günlük adım sayısı gibi düşünebiliriz. Ama yakın gelecekte düzenli yürüyüşlere başlamayı umuyorum :) Tiyatro çok iyi bir şey :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil

Yorum, paylaşmaktır :)
Merhaba misafirim!