13 Mayıs 2017

#25 Hafta: Birinci Çentik

Hayatımın bir dönemini yedişer günlük yirmi beş parçaya böldüm. Zaman öylesine baş döndürücü bir hızla akıyor ki ilk dilimi çoktan bitirdim... 

25 hafta için 25 varış noktası belirlemiştim. Geçen hafta biraz yavaş kaldım; ama yine de ipi bir ucundan yakaladım, çekmeye devam ediyorum. Rengârenk duraklar var, sonu festival havası.

Bir duvar hayal edin; sert, yüksek ve zor... Her hafta bu duvara bir çentik atacağım, yani onda bir oyuk açacağım. Sonrasında bu duvar belki yıkılmayacak ama arkasındaki aydınlığa kavuşacağım. Gözlerim, rengi var eden ışığa dokunacak.

Süreç boyunca yolda yaşadıklarımdan bahsedeceğim. Dizi yazıları seviyorum.



Günde on bin adım atmak zormuş. İlk çentikte sadece bir gün bu sınırı geçebildim. Bu hafta en az iki kez on bin adımı aşmalıyım... Sağlık için hareket etmemiz gerekiyor, değil mi?



Kendimi "düzensiz okur" olarak tarif edebilirim. Bazen birbiri ardına başlarım ve kısa sürede birkaç kitabı bitirmiş olurum. Bazen de elim bir türlü kitaplara gitmez, bir şekilde varırsa da temas öyle uzun sürmez. Hemen her blogger'ın bildiğini düşündüğüm deeptone tarafından yazılan "Günesürgün" ile yeni bir okuma dönemine girdim. Geçen hafta iki sınavım olmasaydı kitabı muhtemelen bitirmiştim.



Listemde çok önemsediğim maddelerden biri de çeşitli etkinlikler izlemek... Bu açıdan haftayı iyi değerlendirdiğimi söyleyebilirim. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde Uluslararası Felsefe, Eğitim, Sanat ve Bilim Tarihi Sempozyumu yapıldı. Bu bilgi şöleni kapsamında Prof. Dr. Mehmet Yılmaz, Prof. Dr. Ayla Ersoy, Prof. Bedri Karayağmurlar ve Yard. Doç. Dr. Emre Zeytinoğlu'nun katıldığı "Küreselleşme Sürecinde Sanatın Özerkliği" başlıklı bir panel dinledim. Güzel şeyler öğrendim, farklı bakış açılarıyla tanıştım.



Bu değerli panelin ardından "Obua ve Şan ile Zamanda Yolculuk" başlıklı keyifli bir konser verildi. Semih Uçar'ın obua çaldığı, Uğur Okay'ın sesiyle var olduğu dinletide Doç. Dr. Hamit Yokuş piyanoyla eşlik etti.



İnsanı insana insanla ve insanca anlatan tiyatro, olmazsa olmaz sanatımdır. Muğla'da çalışmalarını sürdüren Mabolla Tiyatro Atölyesi'nin sergilediği, Ken Ludwig'in yazdığı ve Haldun Dormen'in düzenlediği "Oyun Karıştı" adlı oyunu seyrettim. Bu işin amatörlüğü ve profesyonelliği nasıl ayrılır bilmiyorum; ama bunda profesyonel ruhlu bir amatörlük gördüğümü söyleyebilirim.  (Veya amatör ruhlu bir profesyonellik!) Aslında bu iki kavramı çok seviyorum ve ikisinin de bir arada olması gerektiğine inanıyorum. Aldıkları alkışı hak ettiler.



Bu fotoğraf biraz kötü oldu; ancak adamın yüzündeki çıkıntıyı fark edebiliyoruz. O bir burun! Hayır, Pinokyo değil! Cyrano de Bergerac! "Oyun Karıştı"da tiyatro yapan kişilerin öyküsü anlatılıyor; oynadıkları oyunlardan biri de Cyrano de Bergerac! Bu oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçılarından seyretmiştim. Tiyatroyu alışkanlık haline getirdiğim bir dönemdi; sık sık tiyatroya gidiyordum ve oyunların içeriklerine de sürelerine de pek bakmıyordum. "Cyrano de Bergerac" seyrettiğim en uzun oyun belki... Birinci perde iki saatin sonunda bitmişti, salondan üç saatten sonra ayrılabilmiştim! Basit bir oyun da değil, kafayı vermek hayli yorucuydu. Ah, Ankara! Özlüyorum.



Muğla'da kültür ve sanata dair işlerde iki kurum başı çekiyor. Biri büyükşehir belediyesi, diğeri de üniversite... Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinin bence en değerli bölümü, Eğitim Fakültesi bünyesinde bulunan Güzel Sanatlar Eğitimi'dir. Kendi içinde müzik eğitimi ve resim-iş eğitimi anabilim dallarına ayrılan bölümün özellikle müzik kısmını (ilgimden dolayı) çok önemsiyorum. Dönem sonu olmasının da etkisiyle geçen hafta bu anabilim dalının üç işine katıldım: Piyano Konseri, Gitar Resitali, Bahar Konseri... İyiler.


Başlangıçla sonuç arasında bir adımlık mesafe olmaz; hiçbirimiz dev değiliz ki!

12 yorum:

  1. Dolu dolu bir post olmuş :)) "varış noktaları"ndan pes etmemen ne güzel, ben birkaç gün yapıp sonra sıkılıyorum. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Ben de bazen sıkılıyorum; ama içlerinde öyle şeyler var ki sürekli erteliyordum. (Umarım bu kez ertelemem.) Şimdilik "25 Hafta" fikrinden memnunum :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  2. Yine bi dizi okunacak güzel yazı geliyor galibaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Bunlar biraz daha "Bu Hafta Neler Yaptım?" gibi içerikler olacağı için "Nisan Güncesi" gibi derli toplu yazılar olmasa da umarım yine güzel olur :) ("Yine bir dizi okunacak güzel yazı" dediniz diye "güzel" diyorum.)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Hoş geldiniz.

      Öyleler :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  4. Ooo hepsi birbirinden harika :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Bence de :) Umarım böyle gider.

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  5. heeey başarılar yaaa hedeflerindeeee :) bi de dolu dolu hayat ne güzeldiiir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Teşekkürleeer :) Dolu dolu hayat pek iyidir :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  6. Harika bu etkinlikler Engin.Tiyatroya ne kadar az zaman ayırdığımı fark ettim. İlginç! Neden acaba? Düşünmeliyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Verimli ve nitelikli bir haftaydı... Öyleyse fark etmişken zaman ayırmak için sezon bitmeden bir plan yapılabilir :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil

Yorum, paylaşmaktır :)
Merhaba misafirim!