7 Nisan 2017

Nisan Güncesi 2017 #7: Çakıl ile Bambam


Uzun zaman önce… Avcılık ve toplayıcılığı ardımızda bıraktığımız günler… Bir ırmak kenarında kümeleniyoruz yavaş yavaş… Komşuluk ilişkilerinin filizlendiği dönemler… Bir fincan şeker almasak da kapı dibimizdeki hayat ağacından, ürettiğimizin fazlasını onunla takas ediyoruz. 

Belki birkaç taş parçasını üst üste yığarak bir duvar yapıyoruz, belki ırmak kenarındaki ağacın geniş yapraklarından bir çatı örüyoruz… Belki çalı çırpı yaktığımız bir ocakla ısınıyoruz… Belki hâlâ tanımlı seslerle konuşamıyoruz; ama yine de bir şekilde iletişim kuruyoruz. 

Akıllı telefon yok, televizyon yok; hatta radyo bile yok… Kendi kendimize ve kendi kendimizleyiz. Bir gök var yukarıda, yağmurlar akıtan; bir toprak var altımızda, tenimize yuva olan… Her tarafta bin bir tonuyla yeşil… Dinozorlar barınaklarımızın çevresinde… Mamutlar kayaçların arasında… Dünya ve biz bütün doğallığımızla beraberiz. 

Üç beş ev öteden bir kız çocuğun sesi yükseliyor. Adı “Çakıl” olabilir mi? 

Güneş yüzüme vuruyor, vücudum ısınıyor, ateşim yükseliyor. Koca çınar ağaçlarının yaprakları gibi titriyorum küçük bir rüzgârda… Tepeliğe uzanan bir sarmaşığa tırmanan kaplan, ayaklarının tutunduğu dalları sarsıyor; tıpkı salondan mutfağa giderken eklemlerimin isyan etmesi gibi… Şu ara kışı yaşayan bir ayıya benziyorum, sürekli uyuyorum… 

Üç beş ev öteden bir erkek çocuğun sesi yükseliyor. Adı “Bambam” olabilir mi? Herhalde galiba sanırsam. 


Mağara duvarlarına ellerimizin baskısını yapıyoruz. Topraktan kaplar ve vazolarla uğraşıyoruz. Bu eserlerin üzerine günlük hayatımızı simgeleyen figürler resmediyoruz. Bazen de sadece boyamakla kalmayıp kabartmalarla belirginleştiriyoruz. Renklerimiz doğadan; çamurdan, bitkilerden ve böceklerden… Yani biz bizi anlatıyoruz; bir bakıma sahne olmadan tiyatro yapıyoruz. 


Bugün bu yazıyı yazarken aslında Nisan Güncesi’ne üç gün ara verme nedenimi açıkladım: Hastaydım. Galiba mevsim geçişinin bendeki etkisi biraz ağır oldu! Bundan bahsederken tarih öncesi çağlara yolculuk yaptım. Pek çoğumuzun izlediği “Çakmaktaşlar” adlı çizgi filmden iki sevimli karakteri andım. Nasıl oldu da avcılık ve toplayıcılıktan tarım hayatına ve takas kültürüne geçtim? Dinozorlar ve mamutlar nasıl yazının ögelerinden biri haline geldi? Mağara resimlerinden toprak kaplara ve bu eserlerdeki kullanılan malzemelere yüzeysel de olsa nasıl değinebildim? Çünkü ilköğretimde gördüğüm Sosyal Bilgiler, lisede gördüğüm Tarih ve üniversitede gördüğüm Genel Sanat Tarihi dersleri sayesinde konu hakkında bazı bilgilerim oldu. Kırıntılar zihin haznesinde birikti ve bugün bir yazının temelini oluşturdu... Öğrenmekten haz duyan biriyim. Bunun için bilmenin güzel bir eylem olduğunu düşünürüm; yorumlama gücüyle insana geniş ufuklar açar. Okudukça, izledikçe, gezdikçe, gördükçe, dinledikçe ve deneyimledikçe bilgilerimiz artacak. Böylece daha mutlu olacağız.

4 yorum:

  1. Çok güzel olmuş yaa.Ne güzel anlatmışsınız.Çakmaktaşlar ben de çok izlerdim küçükken.
    Öğrenmek güzel şey :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Çok teşekkürler :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil
  2. Sizi mimledim.Dilerseniz katılabilirsiniz ^.^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! :)

      Ben de cevaplayacağım, teşekkür ederim :)

      Güzel günler dilerim!

      Sil

Yorum, paylaşmaktır :)
Merhaba misafirim!